je pense-

'gitmek istediğim bi şehir var' diyordu;
'deniz hava kara fark etmeden yalın bi gitme isteği işte'
 gülümsüyordu.birasından bi yudum alıp devam ediyordu sonra,hani ile başlayan cümleler kuruyordu.
'hani sokaklarının başını döndürdüğü ve o hezeyanla hangi sokağa girersen gir kaybolup aynı zamanda bulunabileceğin türden.'
'hani denize kıyısı olan.'
iç çekişleri vardı her sigara arasında ve gitmediği şehirlerle alakalı gerçekçi hikayeleri vardı.gerçek veya değil bi şeyler anlatırdı oldum olası.
tutunabildiği başlı başına üç beş hikaye ve yarım yamalak bi kaç çocuk anısından başka bi şey değildi oysaki. devam etti sonra ,
'orada yaşayan insanların hepsi sanki hep mutlu ,bu güzel değil mi?'
onay beklerdi cümle sonlarında.devam etmesi içindi.bu hikayeleri binlerce kere anlatsa da gülümsetebileceği yüzleri severdi.
'hani yaz günü dondurma yiyip tüm gün parkta oynamak isteyen çocukların mutluluğu gibi bi mutluluk.'
yetinmenin ondaki kelime karşılığı bi çok şeye eşdeğerdi.
gündoğumunu gün batımından daha çok sahiplenirdi ve tek kelimelik cümlelerin derin manası olduğunu söyleyip hep aynı cümleyi tekrar ederdi sıkılmadan.' güzel.' 
güzel olan şeylerin her şey olabileceği bi dünyadan gelmese de o ,o dünyayı yaratmıştı.günlerdir aylardır yıllardır insanlara anlatmaya çalıştığı buydu.
bunu bi deniz kenarında yapması gerekmediği gibi, herhangi bi çay bahçesinde çay içerken bile yapabilirdi.
bazı duygu durumlarını kutsallaştırmak bi görev değil bi yaşama hevesiydi.

yani canım, o böyleydi.
anlatılan her şeye inandığımdan mı bilmem, inanmak istediğimdendi.







1 yorum:

  1. her ne kadar arkaplan resimlerimiz aynı olsa da, pişti olsak da..... diye başlamam zaten ben hiç cümlelere şaka şaka :)
    bu yorumu tek yazmam sebebim, "şerefsiz mokoko benim resmimi çaldı" deme ihtimalin. :D:D
    neyse ya blog filan güzel kolay gelsin

    YanıtlaSil