why so serious?

Bildiğimiz dilde konuşmanın bilmediğimiz karşılıklarını alırız,bu yüzden mutsuz oluruz çoğu zaman.
gördüklerimiz ve duyduklarımızın çatışmasını yaşarız.
doğru olanın yanlışmış gibi geldiği dünyalar yanımızda biter.
içimizde kaybolan sesler olur,kelimeler olur.

bi yangın çıkar.
yanan kim ,kurtulan ve kurtaran kim bilemeden, öteki sokaklara gireriz koşarcasına.
kaos bi elimizden tutarken bi kaç sigara içeriz çare gelmez
günler geçer ,aylar geçer,
zaman durmaz durduğun gibi,sustuğun gibi
acının aklına hükmettiği anlarda , inandıklarımızı unuturuz hep
arasına çiçek koyduğumuz defterleri de unuturuz
ve en önemlisi en sevdiğimiz şarkıyı  söylemeyi de unuturuz.
ya vazgeçmezsek söylemekten?
vazgeçmezsek oh ne ala.

hissetmek canım
mırıldanıp da sözlerini hatırlayamadığın bi şarkının sana hatırlatılmasıdır.
sana sunulan sokaklardır,yollardır hissetmek.
ne o yangın yeri ,ne o kaos
 hepsinin birer hiç olduğu andır yeniden hissettiğin an kısacası.
kelimelerini de bulursun birisi  çıkıp sana o şarkıyı hatırlattığında.
denize kıyısı olan sokakları da bulursun.
sarılın şimdi ona ,birlikte söyleyin iyisi mi
yeniden kaybolmadan.

leigh cheri

özetle
'kimileri saklanır kimileri arar.
aramak akılsız,deliye dönmüş  bir halde ya da korkakça yapıldığında bir saklanma biçimi olabilir.
ama öğrenmeyi isteyen, aramaktan korkmayan ve aradığını buldu mu da kıçını dönüp gitmeyen insanlar vardır
bu insanlar aradıklarını asla bulamasalar bile yine de iyi vakit geçirirler; çünkü hiçbir şey, korkunç gerçeğin ne kendisi ne de yokluğu, yeryüzünün tatlı havasından çekilen tek bir dürüst nefesi
kimse onların elinden alamaz.'





tetua.

kapı aralığından gördüğün şeylerle mutlu olmayı denemek, akıl karı olmasa da işe yarıyor sanki bazen.
mesele kapıda değil aralıkta değil oysa.
yine biraz deniz
birazda güneş di mi .
yes.

nice shot

kimseyi anmadığın zamanlar mutlaka olur.
bilmediğin duymadığın.
bana bilmediğim bişeyler anlatsana diye başlar bazı şeyler işte.
gözlerini kapattığın, ya da gözlerinin kapatmayıp öylece gördüğün.
duymadığın,ya da kulaklarını tıkamayıp öylece duyduğun.
görünen geçmişle, görünmeyen geçmiş baya farklı oysaki herkesin yaşamında.
kim ne derse desin, ne düşünürse düşünsün, gördüklerin duydukların bildiklerin bile dahil.
hissedilen bi gerçek hep birdir tektir ne de olsa.

güne başlamanın manasını uzun zamandır kelimelere dökemiyodum mesela.
günü bitirmenin manasını uzun zamandır kelimelere dökemediğim gibi.
aylar mı geçti yıllar mı günler mi dakikalar mı saniyeler mi inanın hiç bilmiyorum.
  
güzel olan ve değerine vardığım tek şey bu sanırım.
zaman yok.
sual yok.
dünyada kötü şeyler olsa bile güzel şeyler hala var.
bilin hatırlayın ve hatırlatın.




j'ecris

karşılığı olmayan anları hepimiz az biraz biliriz.
ya kelimeler kifayetsiz deriz ya ortada ne varsa işte.
geçmişle gelecek hakkında olanların hepsi hep bazı anlara sığdırılmaya çalışılır.işte bu tüm mesele.
ve ben yine bi rakı masasında  dedemi anıyorum.

dedemin söylediği güzel bi kaç cümle vardı.bundan yıllar öncesiyle başlayan cümlelerle sevginin manasına dokunmaya çalışıyordu.
görmekten bile sakınılan dönemler olurmuş o zamanlar.
iki kelimeyi kuracak  tek bi saniyenin manası çok büyükmüş.
bunun için beklenirmiş.
özlemek tam da bunun gibi bi şeymiş.
bi an'ı paylaşmanın, çok çok büyük bi' mutluluk yarattığı yarattığı günlermiş.
 ne eksik ne fazla 
geçmişi anlatırken hep gülümserdi,
gelecekten bahsederken de rakısından bi yudum alıp yine gülümserdi.
çerçevelere koyulan her fotoğraf böyle olmalı derdi,  al bu çerçeveyi  
ve içerisine ne koymak istiyorsan onu yaşa.

keşke bu cümle babama değilde bana söylenmiş olsaydı,
zar zor hatırladığım hafızamın sınırlarını zorladığım ciddi cümleler bunlar.

olay sadece bi çerçeve.bi de biraz rakı.






1,2

sütsüz kahve tadında geçen günler ardından baharla geri dönmek boynumuzun borcu olmuş.
ne çok şey olmuş bitmiş kimbilir daha başka.
yeni hikayelerin kahramanı olan mı dersin,hikayesinde rolden role geçen mi dersin
tek bi güzel günaydın için sualsiz beklemekmi dersin.

gündoğumunu günbatımından daha çok sevdiğimiz mevsim hep var neyse ki.
ve yanıbaşımızda eksilmeyen  bi şey daha,



anı.

Yine dedemi andığım gecelerden biri.
ve yine yanıbaşımda olmasını istediğim deniz.
Dedemle geçirdiğim son yaz olmalıydı sanırım,üzerimde bi avuçluk bikinim ve kıyıda bir oraya bir buraya koşturuyorum.Dedemin başında bej renkte bi şapka.
Dalga çıkıyor bir anda, ben dalgaya koştukça dedem bana koşuyor.Oyun sanıyorum bende haliyle ,uzattıkça uzatıyorum .Kalp dayanmıyor korkuya,sonunda dedemin beni kucaklayışını hatırlıyorum.Ağlamıştım beni denizden ,denizi benden saklıyor diye.

Deniz benden daha da büyük o zamanlar tabi. Anlamıyorum sadece seviyorum ya benim için o zamanlarda bu kafi.
Yine kuşları gösterip beni güldürebilmişti orası ayrı.

en sevdiğimiz şeylerin bile ikilemini yaşamaya meyilli insanlarız.
güzellikten ziyade korkusu kalır kenarda köşede.
ve en sevdiğimiz şeylerde, sevgimizin diğer şeylerden daha da üstün olduğu gerçeğini hatırlarsak eğer,
o korku hiç olmamış gibi gelir insana.
başımızda dönsün, dünya da dönsün bi şekilde bi deniz kıyısında .bu bize her zaman yeter.

özlediklerimiz ve en sevdiklerimiz için; 




no.

''biliyoruz neyi bölüştüğümüzü'' diyor şair, ''konuşmasak da.''

kocaman sesler var, kocaman sessizlikler bi de.
ah bir duysalar zaten denize gidip kıyısındaki sesi ,daha kolay olacak anlamak, anlaşılmak.

yollar hep güzel,
dönüş hep güzel değil.
bir kahve ve üç sigarayla günü bitirip,
bir kahve ve üç sigarayla güne başlamanın tam vakti.



yes.


Bol bol sarılın hadi bugün.Zamanı ertelemeyi bi kenara alıp her şeyin zamanı şu andır diyiverin.
En çokta sevin  efendim, sevdiklerinizi özleyin .
Bilmediğiniz sokaklarda dolaşmaktan , bilmediğiniz şarkıları mırıldanmaktan  ve  deniz kıyısında yalın ayak koşmaktan asla vazgeçmeyin.

allright

günlere yetişmek için koşmak gerekiyor bu mevsimde, 
koşmak ve konuşmak her zaman  yorulmaya tekabül ediyor ,ve öyle böyle çokça zaman geçiyor.
biz denize gidiyoruz deniz bize gelmiyor
biz hep bi yerlere gidiyoruz  bi bir olsak ne ala.
yine bi kumsala  gidip yalın ayak dans etmemiz gerek  şu sıralar.
koşsak bile konuşsak bile yorulmayacağımız bi gerçek o  zaman
kıyıya inip rüzgarı hissedebilmenin ardında çok şey yatıyor diyorum kısacası
deniz demeyeceğim bu sefer.
ne hissetmek  istiyorsan o oluyorsun  sustuğunda ne de olsa.
 
kahve beraberinde sigarayı
deniz ,soğuk bir birayı
birazcık gülümsemek, mutlu olmayı 
ve yüksek ses müzik içinse eğer duymayı dinlemeyi gerektirir canım, başka hiçbir şeyi değil..
mutlu olun nolur ,yaz çok güzel.



may16

mayıs bitse de kuşlar uçuyor.
mutluluksa güzel ve hafif
bugününüzü seviniz.

bird.

herkesin  bi ilk anısı vardır.
ilk kelimesini nasıl söylediğini bilmez kimse. ilk adımını hatırlamaz.
ama ilk anıların yeri ayrıdır.
3  yaşlarında sevinçle çalan kapıya koşuşum  geliyor aklıma sıfırdan düşündüğümde.
yürümeyi bile pek beceremiyorken koşma cesaretim o zamandan geliyor belli başlı başına.ardından holdeki halıya takılıp yere düşüşüm ve halının dizlerimde bıraktığı o acı tatlı his.
babanem kapıyı açıyor  o sırada ve  ben yerde ağlıyorum
sonra pek sevgili pederin panikle elime verdiği çikolata.annemin dizimi üfleyip bak geçti diye tesellisi.

düşersin ve ağlarsın çok nettir.
ya eline bi oyuncak verilir sus diye ya da geçti diye avuturlar işte.o zamandan bu zamana hep aynı.

ama o zamanda susmamıştım ,beklediğim başka bişeydi.
dizimdeki acının geçmesiydi ki bi anda hiçbir şey olmamış gibi, saçları bembeyaz ama tepesihafif kel ,mavi gözlü bi dev çıkageldi.
pek sevgili dedem.
gülümseyerek beni kucaklamıştı ve balkona çıkarmıştı.
hala ağlıyordum.
''ama ağlarsan onları göremezsin,  bak'' demişti,
''bak ne güzel uçuyorlar''.
düştüğümün acısını değil de onların uçuşuna yöneltmişti düşüncelerimi.
bak ne güzeller değil mi deyip duruyordu..''sen de uçmak ister misin?''
eveet deyip inanmıştım uçabilceğime çoçukluk işte.

ilk anım,ilk sıcaklığım.
hatırladıkça gülümsüyorum.hatırladıkça beni ben yapan şeyi daha iyi anlıyorum.
o gün adam akıllı anlamadığım kelimeleri şuan birleştirdiğimde çıkan mana hep güzel.
keşke dedem  yanıbaşımda olsa diye hep hayıflanmamın sebebi bu sanırım,
ne elime bi çikolata vermişti ne de geçti deyip beni kandırmıştı,
gözlerimi açıp güzelliği izlememi sağlayıp acımı da bi güzel unutturmuştu işte.
daha ne ister ki insan?


sohba


hadi bugün bi sahil kasabasına gidelim.
iki tek atalım deniz kenarında.
iki kelimeyi tek hecede söyleyip gülümseyelim sonra.
küçüklüğümüzü dinleyelim birbirimizin, tanışmak için.
hangimiz daha çok sevmiş dedesini öğrenelim.
hangimizin uçuramadığı bi uçurtma varmış görelim.
uçuramadığımız uçurtmaların  ve saklambaçta neden sürekli sobelendiğimizin sebebini bilelim hadi.

yani,canım susmayı sadece gülümserken olan bi eylem diye varsayalım bugün.
sonra mı.
sonrası yine deniz,yine sigara.
çünkü bunlar düş henüz.
düşleriyse ''bazen ''sever insanoğlu

hava küs biz küs.
ammavelakin ,bi güneş açsa yine gülebileceğiz orası ayrı.


csitari.

bugün havada olan şey, sadece sis.
kuşların  olmadığını söylemedim ben, uçamadığını da söylemedim aslında.
göremiyorum sadece, hepsi bu

highhopes.

söylenmemişken bile sevgi dolu bir şeyler mutlaka olur.
hatırlayın hatırlatın




jitterbug perfume

denizden büyük başka ne olabilir diye sorun şöyle bi kendinize gülümseyin hafifçe bi. yollara düşüp yollardan gelmenin o tatlı yorgunluğunu sevin.
istanbulu sevmeyen ben bile denizini sevdiğimi inkar etmedim hiçbir zaman.hele ki deniz dibinde bi sıcacık çaya şu kış günü asla hayır demedim.

hep derim hissettiğim şeyin sözlük karşılığı olması gerekmiyor ve adım attığım yerinde bi şehir olması gerekmiyor diye.
sırt çantanızı alıp gidin arada bir.kaybettiğin bi şeyi bulmuş sevincini değilde, kaybettiğin bi şey olmadığı sevincini yaşayın.

hayatınızda yeteri kadar olmayanları bir elinizde itiverin oturtturuverin  bi çocuğa ceza verir gibi kin gütmeden.
ve arda kalan güzel anların dostlarla bütünleştiğini soru sorarak değilde dinleyerek izleyerek öğrenin.bi hayli daha neş 'e içinde sevginin  hemencecik yanıbaşında olduğunu hep ama hep varsayın.

üzerimizdeki yaz yorgunluğu da kış yorgunluğu da bi kahveyle geçicek şey yani kısacası.
kahve kokusu deniz kokusu sabah kokusu değişilmeyecek şeylerdir her halükarda.
havalar soğuk da olsa vapurlarda seyre dalıp aldığımız nefese bi kere bi kere daha anlam katalım.
okuyalım efendim bi de başka diyarlara gitmek mümkün değilse 
gitmenin icab edeceği anları yakalayalım.
son olarak tom amcaya bi kulak verelim.

'' haritasız ve rehbersiz yolculuk yapan gezginler için her beklenmedik plan değişimi bir sevinç dalgası getirir.Bu sevinç paraya satın alınabilecek bi orospu olmadığı gibi, kur yapılarak elde edilecek bir komşu kızına da benzemez.. ''
  
eklemeden geçmiyim :

another roadside attraction!

gündem adı altındaki kirlilik bugününü de yarınını da mahvetmesin.
hadi canım durup mola verelim iyisi mi ardından da
güzellikleri öğrenelim her pazar günü olduğu gibi.
dinleyerek ,seyrederek, anlatarak, dokunarak' öğrenelim.
olması gerekmeyeni yapalım sonrada.
dünyayı değil dünyaları ele geçirelim.düzen belli çünkü. biri bi pislik yapar diğeri mutlaka onu temizler. rakamlardan uzak olalım hadi bugün.
gözle görülür her şeye inanmaktansa görülmeyene inanalım.
uçarılıktan sakınan vücutların daha ölmeden kaskatı kesildiğinin'' örneklerini izleyelim çevremizde. biz öyle olmayalım.
 pazar günlerini buhranlarıyla çevreleyenleri de bi elimizle uzaklaştıralım sonra.
sonra dön dolaş aynı.ama güzel.

yine sol elimde sigara, aklımda demli çay.
ha bir de  hawaii ve uzaylılar.
bu dünya güzel olmasa bile güzel bi dünya şurada bi yerde var.




kamooon lets piley o la la

Günaydııın demenin çeşitli kuralları var canım.Kimse kimseye laf olsun diye dememeli bunu.fütursuzca ağzına dolamamalı.
basit lakin sihirli olan kelimelerin sihri kimin söylediğindedir gerçi orası ayrı.Uyandığında sol yanında olan kişi ile iki sokak sonra karsına çıkacak bi simitçi bile o sihri yakalayabilir.
tuhaf olan,kimin nerede nasıl neye bürünebileceğinin hiçbir zaman belli olmadığı bi dünyada yaşıyor olmamız.
uç kavramı.
herkesin mutluluk ve mutsuzluk eşiği vardır ne de olsa .
ya  var olanları dibine kadar sorgulatan ya da zerre soru işareti barındırmadan o hissi tattıran.

bugün şu dakikalarda içimizden ne geliyorsa yapmamızın zor olmadığı bi yerdeyiz.söylemek istediklerimizi bağıra çağıraşarkı söylercesine söylemeliyiz vakit geçmeden. ve yaşıyorum demek için illa doğa üstü hikaye yaratmaksızın bazı şeyleri hatırlamalıyız.
yani canım evimiz.o sıcacık. yumuşacık battaniyemiz.
kahvemizin her daim elimizin altında güvenle durduğu evimiz.
 hiçbir şey olmasa bile yaşamak * kelimesinin tadını bu ufacık ayrıntıda da yakalayabiliriz.



eksi üç

ve hellö aralık.bitsen diye gözünün içine bakıyorum adeta sussun diye gözünün içine baktığım bazı insanlar gibisin aynen, atamadığım tutamadığım.

mayıs gelse de çimlerin üzerinde açık hava filmi izlesek,niğde gazozu içsek..
konsere gitsek,blues dinlesek sıcak hava soğuk bira kombinasyonuna bi adımda geçsek.
lunaparklar olsa dondurmalar alsak
dahası mı hafif rüzgarlı deniz kıyıları, kumda midye keyfi.
gümüldüre gidip sincap beslesek,çadırda uzanıp yıldızları izlesek yine.
kulağımızda 'rise' dilimizde yollar.

ah ki ne ah,hava soğuk.üşüyoruz.
sarılmanın en güzel yanı burda ortaya çıksa da mesafen uzak olduklarımızı en çok eksi üçlerde özlüyoruz.
çok vakit var mevsim yakalamaya ,mevsim olmayı denemeye devam edelim iyisi mi.
ya da yapacak bişey yok diyip çay demleyelim , sonrada içelim.
şu aralar elden gelen bu.
bir de ballı ıhlamur

november.

özetle canım, hava koşulları elverişli olduğu sürece aşık olabilirsiniz demeyeceğim olun diyeceğim. sabah kahvesi bile olabilir aşık olabileceğiniz şey, güneş bile olabilir.
oo la laa diye güne başlamanın anlam ve önemi diyorum başkada bi şey demiyorum.
şimdiliik günaydıın




seyyanhanım

dedesiz bi çocukluğun her halükarda eksikliğini görebilmek mümkün.böyle tatlı bi özlem olur hep.
bayramdır seyrandır, soba üzeri kestane pişirirken dinleyeceğin o tatlı güzel anılardır, bizim zamanımızda ile başlayan cümleler hiç bitmesin istemektir. 

4 yaşlarındaydım.
rakısından bi yudum içip,sol eline sigarası almıştı. diğer elini babanemin saçlarına atıp başlamıştı söylemeye.kapı aralığından duyduğum bi kaç nota işte. babanem hala daha söyler bazı geceler.


deniz kokusu, yağmur ve beer canım.

ne de güzel insanlarız biz üşüyünce,sarılmak bu yüzden güzel işte
bi de güzel insanlar için güzel şarkılar yapıyolar sahi
sevelim diye her şey o la la


x


bi kaç kere nasıl neden geldim bilmeden bi çarpım tablosunun içinde buldum kendimi
önüme gelen her rakamın üzerime kat kat kat daha fazla yük bıraktığı görülüyordu.
matematiği sevmezdim ki oldum olası zaten.
ben yerımı değiştirdikçe  illa yeni bi rakama denk gelmiştim
ilkokul üç talebesinin zihnine kazındığı bi işlem olmaktansa, ilkokul üç talebesi olmayı yeğlemiştim
kafam karışmıştı . buralarda kahvede yoktu var sanmıştım. çaya kaldık iyimi diyip devam etmiştim.
şaşıranlar mı dersin efendim, bi çırpıda yutup bitirenler mi. niceleri gelip niceleri geçmişti. amaç hafızada kalmaktı,basittim kaybolduğum yer çarpım tablosu lan diyip gülmüştüm. noktalama işareti olarak yaşamını sürdürmek istediğini söyleyen arkadaşımı düşünmüştüm sonra.çok normal bi çevrem yoktu  yüzdendi tüm bunlar belkide.kimileri bunu isterken kimileri de zamanı durdurabileceğine inanıyordu. kimisi hayatının ön deneme olduğunu düşünüyordu. kimisi bi mevsimdi kimiside dünya üzerindeki sadece bi madde.
yinede güzellerdi.güzel olmayı hep sevmişlerdi

şişesindeki son damlanın sigasını söndürmek için yeterli olduğunu düşünen herkesin kaybolabileceği bi yerdi burası. buralarda hikaye için süslü cümlelere gerek yoktu nasıl olsa ,sen ve ben için hiçbir şeye gerek olması gerekmediği gibiydi.
telaşla uyanmanın telaşı gerektirmediğini söylemek istedim sadece,
 sanada günaydın.

vagabond

bugün içinde,gün dediğim kakaolu süte benzer efendim.öyle seversin gün doğumunu işte.bitsin istemezsin.kimileri ısrarla sevmese de, gece melankolisine son veren bi şeydir sabahlar, mutlu sabahlar.
hele ki pazar sabahları,
güvende hissettiren anlara denk düşer.
evi,sıcaklığı,müziği,ve bi kupa kahveyi değişmek istemezsin dışarıdaki  gürültüye.
pazar diye diyorum bunları başka bi şey için değil
yenı kararlar alın efendım.eylül bitti diye üzülmeyin sevinin. bugün alın bu kararları ya da hemen şimdi  kalkıp hazır hava da iyiyken bi deniz kenarına gidin.niğde gazozu için,eğer yoksa çay için.
birilerinin bi şey sunmasından ziyade yalnız tadını çıkarabildiğinde daha iyi hissediyor insan pazarları çünkü.

ve unutmadan,hızla giden bi arabanın içindeyken,rüzgarın soluğunuzu kestiği o tatlı heycanı yaşamayı aksatmayın.yaşıyorum diyin arada bir.
bu kadarı kafidir


continue.

canın sıkılırsa diye canım,
yüksek ses her şeyde kafi.sen de biranı ,sigaranla aynı anda bitirenlerdensen eğer.

özetle

bazı şarkıları sevip sarılıp kucaklayası geliyor insanın.
paylaşmaya bile kıyamadığım şarkıları paylaşmaya bile kıyamadığım insanlara benzetsem de, bugün böyle bi iyilik yapmadan geçemeyeceğim.

evet güzel şeyler oluyor buralarda.
 günaydın diyen birileri var hala .

stfu?

çemberin neresindesin diye tam beş dakika aralıklarla durup sormak gerek kendine.
insanın bunu yapması için, yaşanmışlığın üzerinden asır akması gerekmiyor çünkü.

varmışsın yokmuşsun bir canım bugün.
bu bir öfke yazısı bile olsa noktalama işaretlerini yine yok sayıyorum.
ve benim her yok saydığım olaylar kendi kendini büyütüp üzerime fırlatılıyor şu zamanlarda.
sessizliğin evrenselliği, değeri üzerine cümle kurarken ben, bazı akılların bunu anlayamayacağını yine göz ardı etmişim anlayacağın.

kendisinden nefret etmek istemez kimse ne de olsa bu civarlarda ve bu yüzden herkesin ağzına dolanan bi kaç nota olur mutlaka..

yıllar önceyle başlayan cümleleri sevmediğim gibi, yollar önce olan şeyleri de sevmiyorum artık bundan böyle.
kimileri başkalarının şarkılarını çalmaya başladı ,ya da bildiğim dediği şeyleri mırıldanmaktan vazgeçti.

ben canım, şuan çalan şarkıma ihanet etmeyecek kadar çok dinliyorum. ezberlemek yerine öğrenip hissediyorum.
ve seksenime geldiğimde bile dilime dolanacağından eminim.

kimsenin kimseyi kirletmek istemediği bi havayı solumak durup bakınca değil, durup düşününce oluyor buralarda çünkü.
bugün için üzgünüm, .
giden bi kısım zaman dilimi adına
doldurmak  içinde zamanımı  müzik  dinleyerek geçiriyorum  , hepsi bu.
hadi şimdi bi sigara daha.

selam

şu zamanlarda anlıyorumki mutluluk her şeyin yolunda olması demektir.
evet canım, bugün zamanın ağır ağır ilerlemesi bile buna engel değil. hep derim bazı günler ve bazı anları biz kutsallaştırıyoruz diye. yine diyorum.

eylül diye yaprakların döküldüğü falan yok mesela, eylül diye güneş hala bize yüzünü dönmedi.
elimizin altında okuncak bi kitap mutlaka var, hemen yanında bitmesini istemediğin ya kahve ya sigara.
aklında mühim meseleler.çözümü var olan meseleler her zaman.
farkındalık canım, caddeden geçen arabaları sayarken bile ulaşabileceğin bir şey .
iyisi mi durma derim, yavaş geçen zamanı hızlandıramazsın ama sen hız kazabilirsin ne de olsa.koşmadan yorulmadan.





hope hope hope

iki dakika önce nerede olduğunu bilmeyenler için söylenecek çok şey var.
ve çok şey var canım, gününe ve bugününe dair aslında söylemek isteyipte harflerin ağzına dolandığı anların içinde.

aklın düşmesi diyorum, olur olmadık ' diye tabir edilen zaman dilimine tekabül eder.ve tekabül kelimesini seven insanlar buna mutlaka düşer.
geçen gün bir metrro istasyonunda ayakkabımı bağlıyor olmam dış dünyada normal tabir edilebilir lakin ayakkabımı bağlıyorken bile ansızın bi şekilde kontrolsüzce gülümsemem bu dünyada çokça anlam yükleyebilir.
ve bu, bundan 2 gün sonra aynı metro istasyonundan hiç ayrılmak istemeyeceğim manasına  gelir.

umulmadık yerlerde ansızın belirir bu düşüş canım, günde en az 5 kere olur,ve yaklaşık onar saniye sürer ve  nefes aldığının gerçekten manası olduğunu düşünen kişiler  bunu yaşayabilir.

bugün adını bilmediğim bi semtin adını bilmediğim bi mahallesinde  attığım adımı kiminle  ve niye atıyordum diye düşünmeden yürüyebildim mesela.bi sokak sonraki durakta vedalaştım ve ardından yine aynı metro istasyonuna vardım. 
elimdeki su şişesine bile haddinden çok mana yükledim mesela. sağa sola bakınmadan sadece elimdeki şişeye bakıp gülümsedim.
bi keliime söylemem gerekmiyordu. bi hikaye anlatmamda gerekmiyordu.
sadece ,birisi dünyamın en uygunsuz anlarında en mükemmel şeyleri hissettirebiliyordu.
elimdeki gezegenlerin her birini alıp denize falan fırlatıyordu adeta. ardından da baksana diyip gülümsüyordu.

kelimelerin bazen hatta çoğu zaman gereksiz olduğunu düşünenler içindi bu.
yani canım,birileri seninde dünyanı alt edebilir pek ala.ve her aklın her düştüğünde yakalamak bile istemezsin bu anlarda^^

sıfır dokuz

zamana bağlı kalmaksızın hadi zamanı geçtim hiçbir şeye bağlı kalmaksızın devam edebilmekten bahsetmek istiyorum.
belirli ya da belirsiz zaman aralıklarında kaybolduğumuzu hissetmişizdir.ya da kaybettiğimiz şeyler olmuştur isteyerek veya istemeyerek.
toplasan üç beş anısı olan insanda bile karşılaşacağın türden bi şeydir bu. farkında olmadan beraberindedir.
bilirsin, bilmek istersin veya istemezsin, bulunduğun yerde seninle olan herşey sana aittir .
arkana ya da önüne baktığında yarattığın bi zeminden başka bi şey olmadığını görmenle alakalıdır gerisi.
zor bi şey değildir.
ve lügatımızda zor yoktur aslında.

benim burada gelişigüzel cümleler kurmam bu yüzdendir.
gelişi güzel cümleler kurmak hepimizin harcı ne de olsa deyip devam etmek yeridir hal böyle oluncada.

yani canım,hepimizin isteğidir mevsim bitimlerinde yeni mevsimi yakalayabilmek.


sunny.

iyi geceler canım,
taşın altında kalan bazı şeylere değinmek istedim sadece.ya görmezden geldiğin ya itiraf edemeddiğin ya da her neyse. söylemek istemezsen söylemezsin işte.bi şekilde orada kalır o.
ben yakalamayı sevenlerdenim sadece.
böyle anlara ramak kala tanıştığın bi heyecan durumu vardır. bilirsiniz.
tek kelimenin bile ağzından çıkamadığı anlar.
konuşurken harflerin birbirine girdiği anlar.
güzeldir. önemlidir. mesele ne taş ne altındakidir oysa.
sensindir bilemezsin.

aşina olunmayan duygu durumları karşısında hepimiz biraz aptallaşır. çok net.
zirvede yaşanan bir takım döngü vardır.
kontrol kayıpları yaratır.
hissettiğin şeyin iyi olması seni iyi bile kılmayabilir.garipleşirsin.
iki çayın bile manası daha bi artar.
gün olur an gelir anlarsın.
güzeldir bunlar. tatlı şeylerdir. senin için değil  kendim için söylüyorum bunu noolmuş yani.
uyandığında seni düşünürken uyuyakaldım diyeceğin biri olmalı hayatında.
üşüdüm dediğinde sarılmalı.

yani canım,bitmeyeceğini sandığın her şeyin bittiğini ve başlamayacağını sandığın  her şeyin  başlayabildiğini hatırla diyeydi bu.
iyi hissetmen senin için olmasa da birileri için önemlidir her halükarda ^^

 

non, s'il vous plait

mevsim sanırım yaz ,ve çiçekler ve böcekler..
pencereden baktığımda bile,bu civarda yaşayanların içindeki titreşimi görebiliyorum.
'telaş.

zamanı kaçırmışçasına, ya da zamanı yakalarmışçasına.
mesele zaman değil canım oysa.
ne sen ne de ben tamamen dokunabiliriz ona.
dokunmak anlamaktır,
bakmak anlamaya çalışmaktır benim bulunduğum yerde.
ve her halükarda  ister yeryüzünde ister gökyüzünde
nerede olursan ol elindeki rüzgar gülü sana aittir, ama rüzgar tamamen senin değildir.sadece seni mutlu eden bir şeydir.
farkındalığın getirdiği dönümler vardır insan hayatında. 
ve farkına vardığın her şey için edindiğin bi kaç güzel şey.

yani canım, mevsim yaz
 koşarken bile hayatta kalmak hiç zor değil,
ve bi tebessüm uzağında olan şeyleri yakalamak istediğinde, bunun ne anlama geldiğini görmek de öyle.
 ^^


doll is mine

bu bir hikaye değil canım önce bunu söyleyeyim. bu aslında hiç bir şey değil.
düşünmeden yaşamak ,düşünmeden konuşmak gibi.

bugün günlerden o olsun aylardan bilmem ne olsun. saat şu olsun mevsim bu.
yeter ki olsun.
olur ya, istemezsin.varsın olmasın
olur ya olmasını istemediğin şeyler olur,insanlık hali* diyip bi güzel geçiştirirler.
mesele insanlık ya, herkes her şeyi yapabilir bu civarlarda.herkes her şeye he diyince sahip olabilir pek ala.

mevsim ne bilmediğimden olsa gerek, uzun cümleler kurabilirim bugün. yola çıkıyoruz diyip yönüm neresi bilmeden gitmek edasında konuşabilirim.
mütemadi bir sessizlik halinin içinden koşarak geçebilirim.
istediğim harfi istediğim kelimede kullanabileceğim gibi, istediğim andan koca bir dünya da yaratabilirim.
bunların hepsini tek hecede yapabilmek bahsettiğim.
tek hecede bi milat yaratıp tek hecede bi miladı yok etmek gibi.
buna burda bi son vermek gibi.

yani canım,
 bi şarkıyı binlerce kere dinlemek  bile,çevrende olan biten şeyleri anlamaktan çok çok daha iyidir.
hele ki neredesin ve kimlerlesin bilmiyorsan, bunu binlerce kere daha yapmak istemektir.

us.



yeryüzünden gökyüzüne baktığında her şey güzel görünür dediler.
adı var olmayan bi yerden gelmenin, adı var olmayacak bi yere gitmenin ifadesizliğinden bahsetmek istemiştim sadece.
gördüğün kadarıyla yetinebilme mevzusu yani.
kimimiz hep malum kişi buralarda sonuçta, kimimizinde bi harf daha bulsa tamamlayacağı büyük kelimeler var.

bugün canım, bi yorgunluk var üzerimde.
yinede tek kolla da olsa birilerini kucaklayabildiğim için iyiyim.






çünkü

günün bazı saatleri plan yapamamak için yaratılmış olsa da kahve ve sigaranın bu anları kurtarabildiği pek aşikar.
sen canım, deniz kokusunu özlüyorsan ve deniz olmayan bi yerde yaşamıyorsan şanslısın demektir.
mühimdir deniz ağaç kum güneş.
sebepsiz yere insanı sıcacık ve mutlu hissettirir çünkü. büyülüdür canım bunlar.
hadi güneye gidelim dese biri hiç düşünmeden gitmek  böyle bişeydir.
hadi şarkı söyleyelim dese o da bunun gibi bi şeydir.



hero.

yani canım kimse seni dinlemiyorsa susman gerekmiyor.
yaşadığım şehrin havasını bi kenara aldım önce, baktığım yerde gökyüzünü görüp güneşi hissetmenin tadına bi kez daha varmayı düşündüm sonra.uzak değil yakındı .
ve yakın olan şeylerin yerini ,sen değiştirmesen de yinede uzak kalabilme ihtimalini bilmekte başlayıp bitiyordu çoğu şey bazende.

öyle veya böyle bugünlük tebessümlü kelimeleri içerideki rafa kaldırdım.
herkesin var mühim olan rafları hayatının veya hafızasının bi eşiğinde.
karşı komşunun,  sokağın başındaki bakkal amcanın, otobüste yanına oturan tanımadığın o teyzenin bile var emin ol.
kendini iyi ifade edemediğin bi çok an vardır seninde elbet..ilkokulda sana sorulan bi soruda yaşadığın o heyecanı düşün.cevabını bilmediğin bi şeylerin sana sorulduğunda yaşadığın o telaşı, o iğrenç hissi bir düşün.
bunu hatırla arada.
hatırlatan şeylerin zaman mekan gözetmeksizin karşına ansızın çıktığını .
ve yine konuşamadığını farzet bugünlük.
derin bi nefes al önce. aklına gelen her neyse geldiği hızda gitmediğini göreceksin ne de olsa.

susmak istediğin anlar gitmek istediğin şehirlere dönüşüyorsa
hissettiğin şey kötü bi şey değil, iyidir,küfür gibidir .

tam olarak bahsetmek istediğim, tüm her şey bir yana  bi yolun olmadığında ve aklında taşıdığın her bi kelimenin ağırlığını farkettiğin de ufak bi yolculuğun bu anlarda iyi gelebileceği aslında.
ve bazende sadece müzik dinlemenin hayatta kalmak için iyi bi sebep olduğunu kendine hatırlatmak her fırsatta.

son olarak,
sana da mutlu sabahlar'

lili.

rüya görmek, sadece uyurken olan bi şey değildir.
bu bile bazen havanın güzel olması gibidir.
çayına şeker atan ,sigaranı yakan  ve 'terliklerimi getir üşüdüm' dediğinde sarılan birilerinin olması gibidir.

çok şey istemek değil bu. bi şey istemek hiç değil hemde







je pense-

'gitmek istediğim bi şehir var' diyordu;
'deniz hava kara fark etmeden yalın bi gitme isteği işte'
 gülümsüyordu.birasından bi yudum alıp devam ediyordu sonra,hani ile başlayan cümleler kuruyordu.
'hani sokaklarının başını döndürdüğü ve o hezeyanla hangi sokağa girersen gir kaybolup aynı zamanda bulunabileceğin türden.'
'hani denize kıyısı olan.'
iç çekişleri vardı her sigara arasında ve gitmediği şehirlerle alakalı gerçekçi hikayeleri vardı.gerçek veya değil bi şeyler anlatırdı oldum olası.
tutunabildiği başlı başına üç beş hikaye ve yarım yamalak bi kaç çocuk anısından başka bi şey değildi oysaki. devam etti sonra ,
'orada yaşayan insanların hepsi sanki hep mutlu ,bu güzel değil mi?'
onay beklerdi cümle sonlarında.devam etmesi içindi.bu hikayeleri binlerce kere anlatsa da gülümsetebileceği yüzleri severdi.
'hani yaz günü dondurma yiyip tüm gün parkta oynamak isteyen çocukların mutluluğu gibi bi mutluluk.'
yetinmenin ondaki kelime karşılığı bi çok şeye eşdeğerdi.
gündoğumunu gün batımından daha çok sahiplenirdi ve tek kelimelik cümlelerin derin manası olduğunu söyleyip hep aynı cümleyi tekrar ederdi sıkılmadan.' güzel.' 
güzel olan şeylerin her şey olabileceği bi dünyadan gelmese de o ,o dünyayı yaratmıştı.günlerdir aylardır yıllardır insanlara anlatmaya çalıştığı buydu.
bunu bi deniz kenarında yapması gerekmediği gibi, herhangi bi çay bahçesinde çay içerken bile yapabilirdi.
bazı duygu durumlarını kutsallaştırmak bi görev değil bi yaşama hevesiydi.

yani canım, o böyleydi.
anlatılan her şeye inandığımdan mı bilmem, inanmak istediğimdendi.







vs

deneme bir ki canım.
ne de olsa bununla geçiyor vakit. herkes cümlelerini tamamlamanın telaşıyla yaklaşıyor birbirine.
sarılıyor dokunuyor öpüyor .
asıl çelişki ikilemde kalan birinin yeni bi yol çizmesinde değil birinden birini seçmesinden kaynaklanıyor bu anlarda. ve çelişki denilen şey belkide yok .

bugün iyiyim canım. kimsenin kimseyi ilgilendirmediği bi havayı soluyorum.
tanımadığım insanlara meraba demekle hayatlarına dahil oluyorum.
günlerin gün olmaktan çıktığı şu zamanlarda en çokta havanın güzel olması iyi sahi diyip neşeme neşe katıyorum.
bakmak ve görmek arasındaki milyonlarca farktan birini bulmaya çalışıyorum.
ve anlatılanların dinlediğim şarkılarla eşdeğer olması için fazladan dinliyorum bazen.
eşdeğer olmuyor ve bende başka bi şarkı dinliyorum.
birilerine bi cümleyi söylemektense hissettirmenin samimiyeti üzerine kilometrelerce yürüyüp susmak istiyorum.
pencere aralığından gördüğüm güneş gerçek neyseki, gerçeklik üzerine kurulan cümlelerin hepsine inat diyor ve kahvemi yudumluyorum.

öylesine söylediğim her şeyin öylesine olması olasılığı kadar yani bu.
büyük cümleler kurup büyük anlamlar yüklemenin sırası değil bu sabah anlayacağın.
unutmadan' sana da günaydın .





haritalar mühimdir

ve küçük bi kasabanın küçük insanları olmak zor değildir.
nasıl güneş doğarken iki kere düşünmüyorsa bu da tıpkı öyledir.

farkındalığın bizi getirebileceği bi çok yer vardır.çünkü derler ki gitmek istemesen bile seni bekleyen bi deniz mutlaka vardır.
denize kıyısı olan kasabalar ve denize kıyısı olan insanların var olduğu bi yerde yaşadığımız gerçeği vardır. .
bu yüzden bugünlerde üzerine düşen her şeyin seni kirletebileceği düşüncesi ne kadar yakın olursa olsun,uzaklaşmakta bi o kadar  yakındır. 

yani canım,
gidelim diyorum.
ansızın birinin elini tutup hadi koş diyip gitmek bahsettiğim.
çok kişilik alanda tek kişilik bi yaşam yaşamanın heycanıyla, sokaklara hükmetmenin beyinlere hükmetmekten daha kolay olduğu bi yere gidelim diyorum.
çokça mana yüklenmiş bi kaç harfle birlikte yola çıkmanın bile 
seni ve beni küçük bi kasabanın küçük insanları yapabilir diyorum.
inanmak istersen.



bang bang.

yani,uçmak delilik dahi olsa, sana sunulan her şeyin hediye olmadığını bilerek kabullenmek de en az bunun kadar deliliktir.

yaşadığım yer bazen gerçek, içtiğim kahve kadar gerçek.
ve istediğim dünyayı yaratıp istediğim şekilde yönetmemin; gözlerimi kapattığımda olabilmesi de gerçek.
öyle veya böylecanım,
duyup gördüğün her şeyin her şey olmadığı bi yerde yaşıyorsan;
yapman gereken tek şey çalman gereken bi yaşamdır uzun lafın kısası.

arkana yaslanıp, kolundakı saatten bile buna başlayabilirsin.
zamanı lego yapıp yapmama lüksü denilen şey bunun gibi bi şey çünkü.




yağmurdan koşarak kaçıyorsan, kaybolabilirsin.


yani canım
 canın sıkıldığında kendine on saniyelik bi yaşam biçmek kolay
aynı yoldan yürüyüp farklı sokaklara sapmak kadar kolay.

çünkü balık tutmayı herkes sever.

aynı gökyüzüne bakıp aynı şarkıyı söylemek ;
farklı kelimeleri kullanıp aynı cümleleri kurmak gibi bişeydir  bazen.


 

where is my mind ha?

 nefes nefese kalsan da koşup yorulmayacağın anlardan bahsetcem bugün.
ya da çocukken terli terli de olsan, oyunlara devam etme heyecanından.
hepsi kendi içinde dünya yaratır bunların.
anısına ve anına saygısı olan herkesin direnmeden yapabileceği bişeydir bu. güzel olan şeylere direnmek deliliktir diyorum anlayacağın.

er ya da geç uyursun.
 gece veya sabah demeden uyanırsın orası ayrı.günün birinde hiç tanımadığın bi şehre gidersin. hiç yemediğin bi şey yersin. hiç dinlemediğin bi şarkı dinlersin.
bu tür şeyler yaparsın, zaman mekan gözetmeksizin.
ardından da gülümsemenin evrenselliği üzerine bi çok cümle kurarsın.
türevleri alınmış bi hayat yaşarsın,
hiç tanımadığın biri sana gelir merhaba der ve türevlerine bir yenisini daha eklersin.
tek kişilik heyecanlar yaratmaktansa iki kişilik heycanların tüm bunlarla çarpı iki olduğunu öğrenirsin.
yine gülümsersin.
iki kişiliik oynanan oyun seksek olsa bile, yeterli dersin.

çocukken elinden kaçan bi balon hüznünün herkes de olduğunu bilmek gibi yaşarsın bazende.bunu hatırlaman bile o an olmasa da şuan seni gülümsetir.

yani canım,uzun cümlelerin kısa cümlelerden çok daha sıkıcı olduğu gerçeğini tekrar etsen de hafızanda var olan doluluğun bi şekilde seni mutlu ettiğini görebilirisin.




otherwise

yorgun günlerin bitiminde yapılması gereken belli başlı şeyler vardır canım,
başını arkaya yaslayıp salıncaktaymış gibi hissetmek mesela.
salıncakların mühim olmasından ziyade, aklının ve aklımın çevresinde yaratılan hayal evleri bahşettiğim şey.

çok mutlu veya çok mutsuz olmanın, avuntu' adı altında çeşit çeşit türevlerinin olması, yaşama tek bi pencereden bakılmasını gerektirmiyor çünkü.
köşedeki sokaklardan, şehirlerden, yollardan, akıllardan çıkan ve inkar edilemeyecek tek şeydir hissetmek çünkü.
ister avuntu,ister gerçek . herhangi bi şey, bunu değerli veya değersiz kılabileceği gibi,tüm yaşantına ve seni sen yapabilen her şeye tutunabildiğin gerçeğini sunar sana.

yani canım,iyi veya kötü ayırt etmeksizin, yolun ortasında öylece duran kırmızı bi vosvos gibi hissetmek bile gözle görülemese de, seni bi şekilde değerli kılabilir.

u turn.

güzel günleri görmek de güneşli günleri görmek kadardı.
başka bir güneşli gün içinse yapılacak tek şey uyandığın anların herhangi birine sımsıkı sarılmaktan başka bir şey değildi.
ve sarılmanın tanrılaştırdığı her şeyi özümsemek, gün ve an için çok değerliydi.
sıcacık ama kocaman gülümsemek gibi bir şeydi .

bazı anlarda kilometrelerce  koşmuş gibi hissetmen,ve yürüdüğün yolda yönünü kaybetmen , yaşamı bir şekilde sevmen içindir.
ayakkabılarını çıkarıp nerede olursa olsun öylece dans etmek gibidir.seni gülümsetebilir.
ve  hayatının herhangi bir evresinde ,mevsim ne olursa olsun istediğin mevsimde kalabilmek ,küçük anların için güzel bi fırsattır.

uzun cümleler kurup,bitmesin istediğin şarkılar dinlemek, nerede ve nasıl olursan ol, mesafeleri kısaltıp anları çoğaltmak için küçük bir çabadır,değerlidir.

yani canım,bugünlerde kaybolduğunda birilerinin sana şarkı söylemesi , bilmediğin bi ülkeye kestirmeden gitmek için bazen şans bazende umuttur.
sen istersen bazen her şey bile olabilir.

bonjour

bugünü uyanmadan yaşamam sonsuz dakikalar yaratacağım manasına gelirmişçesineydi.
aynaya yönelip günaydıııııııııııııın demek ve gülümsemek beni deli' yapmazdı.çünkü yalnız olmanın doğru sonuçlarından biride en saçma şeylerin bile seni huzurlu kılmasıydı.

üzerimdeki ve aklımdaki her şeyi bi kenara bırakıp çıplak kalmaktı tüm mesele bugünlük.çıplaklık saftı,çıplaklık temizdi benim var olduğum yerde.ve var olduğum her yerde tam anlamıyla, yağmurun arkasından çıkacak güneşi beklemek sevilirdi .
mutlu bir hayattansa mutlu anları seven insanlar olmak böyle bir şeydi.
uğurböceği gördüğümde onu yakalamaya çalışmaktansa minik adımlarını izlemem inanın daha keyifliydi.
öylece nefes alıp verirken öylece nefes alıp vermediğim gibi, bunada bi kıyafet giydirmem güzeldi.

hayatta kalmak kolay işti.
dokunduğun her şeyi öncesinde hissetmekti, gördüğün her şeye 'bu, budur 'demektense 'bu bu da olabilir' diyebilmekti.

yani canım, hava bugünlerde kötüde olsa yaz şarkısı dinlemek havayı iyi yapmayabilir ama seni iyi hissettirebilir pek ala.deneyip gülümsemelisin.





9513


sen canım, yürürken adımlarını saymaya devam edebilirsin.
bu birilerinin umurunda olsun veya olmasın,
bugün doğan güneşin varlığını inkar edemeyeceğin bi yerde yaşıyor olman da
 inan güneşin umurunda değildir.



nice pic.

gün ışığı görmeden uyumayı özlediğin an fark edilir bazende asıl  olan bitenin ne olduğu.
yani canım an geldiğinde,
o mutlu cumartesidir  işte,sen ise mutlu pazar

martı

yakalaaaaa, yakalasana hadiii diye bağırırdım küçükken onlara simit atarken.
kimileri yakalardı işte kimileri yakalayamazdı.
kaçarlardı korkup.
ben hiddetlenirken dedem uzaktan izleyip gülerdi sürekli.
 'dokunmayacağını hissettir ki korkmasınlar' derdi.'o zaman yaklaşırlar sana'.

bugünlük iyiyim canım,yine küçük şeylere büyük manalar yüklüyorum.küçük ışıklar uzaktanda görülür dedi ya biri çıkıp bende inanıyorum.
denize dokunup güneşe dokunamamak arasındaki farkı yok ettim.
çünkü hepsi, bir.
midyeye limon sıkıp,üzerine sigara içmek kadar,bir.

yani diyeceğim şey bugünlük bu kadar :



another day

mayısı sevin,sarılın kucaklayın önce,
denize gidin efendim, önce bi güzel koklayın ardındanda dokunun.
elinizin altında martı olsun ,okuyun. jonathan'ı sevindirin.
nefes almayıda  sevin bence. öyle böyle olmasın ama,
ciddi ciddi sevin.
ne de olsa bira midye ve limonuda en az bunun kadar sevdiğimiz için buradayız.
burada olmayı sevdiğimiz için varız


stay stay stay


akrep yelkovanı yelkovan da saniyeyi beklemeliydi.
düzen buydu ve değiştirilemezdi.

istediğin sürece istediğin her şeyin olabileceği yalan değildir.
ne de olsa yere düşen herhangi bi nesnen için bile
senden önce davranıp almaya yeltenen insanlar yabancı'da olsa vardır.
bu bazen iyi bi şeydir.
iyi birilerinin var olduğunu bilmektir.

hal böyle olunca insanın içinden bazı şarkıları söylemek geliyor canım.
ama bazı' şarkılara eşlik edilmemesi gerektiğini bilerek.










2+2=5

tebessümlere biçilen değer yargılarının ne şekilde olursa olsun sıfıra dayandığı bir şehirden yazıyor olmam
kesinlikle ne şehrin, ne benim ,ne onun suçu.

ve etrafta sıcaklık kavramına yüklenen mananın bile aksi bir iddiası olabilecek kadar soru işaretleri var.
oysa seyre dalınan alemlerin bir alem dahi olmaması ve tebessümümü kattığın her anın bir an olmaması sorunsalına bile yaratıcı çözümlerim vardı.
birinin sana el sallıyor oluşundan çıkarabileceğim manalar hala farklıydı.
üzerime dökülen çilek reçeli beni kirletebilirdi,ama elbet geçerdi.bunun gibi bir şeydi.

ama bir şeyler haddini aştığında değiştirilemeyecek kadar ağırdı.
hadi gel son trene binip dünyayı kurtaralım dediğin birinin sana dünya yok demesi kadar ağırdı.
ve yüzleşmek de ,
var olduğuna ısrar etmediğin halde onun tekrar dünya yok' demesi kadar ağırdı,

iki artı iki kesinlikle dört değil canım buralarda.
çünkü bunun böyle olması onları doğru kılıyor
-ve onlar hep yanlış olmayı tercih ediyor.


replay.



ayırt etmek  ,renklere, anılara benzemez.

izlediğin bi çizgi film bile, seni güldürürken düşündürebilir ne de olsa.
inkar ettiğin karelerin , gördüğün kadarı olduğu gibi olduğu kadarını da bilmek istisna değil.
ve istisna olması avuntudan başka bir şey değil.
düşünmek ve düşündürmek oyunsa eğer oyunlar bize göre hiç değil.

aklın düştüğü yerlerde umut vardır canım,benim dünyamda.

isteyenin istediği gezegende yaşaması, birini yok etmeye çalışmadığı sürece sorun değil.

günlerden perşembe ve yolculuk için, herhangi bi engel yok gibi görünüyor.

ne şarkımı kesicek biri,ne de söylediklerimi duyucak biri  olmadığı sürece,istediğim her yere gidebilirim sanırım.
dünyanın yuvarlak olması bile bir engel değilken, aklımın karşılık bulmaması mı engel olacak bana?

yani canım, birinin sana naber dediğinde  düşünmeden iyiyim diye geçiştirmek tamda böyle bi şey.


to be or not to be

canın sıkılıyorsa bir'şeyler yaz demişti 
ve eklemişti herhangi bir'şeye bağlı kalmaksızın olsun.

anlaşılmak gibi bir durum olmadığı için devam edebiliyordum.
aklımdan geçenlerin bilmediğim karşılıkları vardı ve bu benim suçum değildi.

dinlediğim şarkının yarıda kesilmesi hissi beni iyi hissettirmeyebilirdi ama zaten hissettiklerimin sadece iyi  olanları beni tanrılaştırabilirdi.

bunu bildiğim için yürürken  çizgilere basıp basmamak umrumda olmamıştı belkide.
dedemin hep söylediği önüne bak' cümlesine bile boyundan büyük manalar yüklemiş ben,yine aynı şeyi yapmaktan vazgeçiyordum alt tarafı.

güneşli günlerin güzel olduğu yalanını söyleyen her kimse onu bulup sadece önüne bak diyeceğim şimdi.

hiçbir karşılığı olmadan hemde.






çünkü burda kimileri şarkı söylemeyi de dinlemeyi de sevmiyordu


kötü düşüncelere sahip olmak bi insanı kötü biri yapmazdı,
iyi düşüncelere sahip olmanın iyi biri yapamayacağı gibi.

j'aime

cam fanuslar mühimdir ,
balığın sadece balık olması değildir mesele belkide

bu şarkı sana gelsin

güzel günlerin güzel sabahları için koca avuç dolusu güneş olması gerekebilir pek ala.
ama birinin çıkıp sana yağmuru yağdırabilirim diye boy göstermeside olasıdır.
ister sev ister sevme , bir avuç yağmurunda güneşinde kendince manası olabilir.

uyandığında yüzündeki ifadeyi ilk gören sen değilsen eğer bunu düşün.
eğer sensen,tekrar ve tekrar düşün.

yani canım,güne kahveyle başlamak bile senide benim kadar mutlu ediyorsa ve sadece
 bugünün sana ait olduğunu hissedip ve hissettirebiliyorsan ;nefes alıp vermeye devam edebilirsin.

meraba dünya ben geldim

bu sefer ne bi hikaye ne bi cümle olmaya karar verdik.

iki kişilik hikayeler yaratmakta bu hikayeleri yok etmek kadardı hemen hemen. başının sonunun ortasının olmadıgı bi dünyada yasıyorduk
hayatın göreceliği üzerine konusuyorduk.
birileri alkışlıyordu birileri alkışlanıyordu bu civarlarda. ne olup bittiği tam olarak belli değildi.

mutlu olmanın mutlu 'luk üzerinden gelen bir manası olması gerekmiyordu.
en ufak ayrıntılarda bile bir milat yaratmak mühim meseleydi ne de olsa.
var olduğum dakikaları saysam,bir gün bile etmese bile, yok gibi olmakta bir şey değiştirmeyecekti.

sırtıma çantamı alıp aklıma herhangi bi hikayeyi koyup yola çıkmak kötü fikir değildi.
yüzümdeki ifadenin sözlük karşılığı olması gerekmediği gibi, adım attığım her yerin bir şehir olması gerekmiyordu.

ve senin olmasını istediğin her şeyin benim her zerremde olması için bir engel yoktu.
bazen bunu söylerdin ve ben bazen bunu dinlerdim.
her ne şekilde olursa olsun, gördüğüm duyduğum ve gittiğim kadardı bu dünya .

dahasına gerek olmadığı için bile değildi.


one of us

gün bitimiyle gün doğumu arasında gözle görülebilir farklar vardır.
kimisi sen olduğun için kolay olur kimisi bir başkası olduğun için.öyle veya böyle elindeki dünyanın sorunu bir sorun olmaktan çıkabilir an geldiğinde.
tüm düzeninin düzensizliğinin içinde var olmanın sonuçlarını ve sebeplerini tek kelimeyle bile özetleyebilmek durumu sendedir veya değildir. arası yoktur bunun.

gökyüzüne baktığında kurabildiğin cümlelerin yerinde veya zamanında olduğu ile geçen anlarını düşünmen bile sen olduğun içindir.
tem heceli kelimelerin varlığının bir adımı olduğunu kabul ettiğin sürece varsındır yada yoksundur aslında.
bunca kelimenin gereksiz ve samimiyetsiz olduğunu bilmenin bile pek kar etmeyeceği dünyada attığın her adımın  sonsuz sonuçlarınıda göz önünde bulundurabilirsin .
bu yazının silinmeden yazılması bile saçma sapan bir olgudur yeri geldiğinde.

yani canım,
dünya ve kelimeler ve olaylar ve her şey.
sen istediğinde hiçbirşey bile olabilir.


savages

pazar günlerinin bir diğer güzelliği gizli bi huzurdur.hemde sadece pazar diye düşünmek bile ister insan.

düşünürken veya düşünemeye çalışırken aklından geçen karelerin toplamının aslında bi hiç etmediğinin farkındalığı var üzerimizde.
geceleri günlere bölüp en güzel anlar ne zaman olur diye teoriler var belki.

özetler var,anlatılan yaşanan bi çok zaman ve mekan var.
ister gerekli olsun ister gereksiz,
ne sen ne de ben canım aklımızdan değil içimizden geçenlerin herhangi birine inandıgımız sürece doğru ve yanlış yoktur.
olması gereken budur

this is not a love song

boş geçmiş zaman dilimlerinin aslında boş olmadığını biliyosun
sen sana söylenenlerin dinlediğin kadarıyla yaşadığınıda biliyosun.
bi çok şeyi biliyosun sonuçta öyle veya böyle.

 yani canım herkesin herşeyi bildiği bir dünyada var olmanın tatlı sonuçlarıda var.
 duymak istediğin şeyleri birilerinin söylemesinden ziyade sen kendine söyle ya da güzel bi şarkı aç dinle.
gün veya an yakalamak,dünyanın sorunu değil ne de olsa
sen olduğun için böyle.

peron72

eğer tek hecelı cümleler kurabılıyorsan ve dinlemesini biliyorsan olduğu gibi kabul edipte insanların ağızlarından çıkan her kelimeyi
pekde birşey gerekmiyor yapman için.
bunca ınsan bunca yol boyu kilometreleri düşünmüyor çünkü.
farklı hikayelere sahip olmakta yetmiyor 
bunca insan sadece bekliyor 
bir kahvenin taşma ihtimalini bekler gibi bekliyor.
tedirgin,ve umutlu




there is no reason to feel bad .

soyut ve somut arasındaki kavram neyse, her birimiz için bir manası vardı.
ya o bizdik ya da biz o'yduk.
mühim değil.
ne nasıl uyandığının bi önemi vardır ne de nasıl uyuduğunun hal böyle olunca da.

dünyanın değil dünyamın dengesiydi, asıl var olan şey.
birileri kahvaltısında süt içerken ben kahve içiyordum.
böyle bişeydi. bu kadar önemsizdi işte tüm o soruların nedenleride sonuçlarıda.

yani canım, bazı şarkıları dinlesen de yine dinlemek istersin.bazı kişileri bilsen de yine bilmek istersin.
yüksek sesle şarkı söylemek yasaksa eğer bulunduğun ortamda,sende içinden söylersin.

volcano

ucu açık cümleler kurduğumdan oluyor tüm bunlar.
mutluluk dediğimin bi kelimeye sığdırdığımdan oluyor ya da.

yürürken gülümsediğim anları biriktirdiğim ufak bir cam fanustu daha öncelerde bahsettiğim.
konuşurken dinlerken herhangi bir şeyler yaparken bahsettiğim bir şeydi.
bir 'şey' leri anlamak için aslında olması gerekmeyen ama her halükarda var olan olguların tatmama sebep olduğu bi his.
 hiçbir şey için geç değil canım.
sen zamanı yakalamaya çalışırken içinde olduğunu unutmadığın sürece o şeyler seni gülümsetebilir yinede.
duy ve dinle .
konuşmasan da olur bence.
böylesi daha güzel.




iyi yolculuk.


pazartesi günleri güzeldir.
saat 19.51 ise daha güzeldir.


sayılara tutuşturacak kadar mutluluğa sahipsen canım,
çanta al ve yola çık.
kilometrelerin manasını kaybettiği bi yol olsun bu.




ladispute

sırılsıklam olmanın farklı tenler üzerine farklı etkileri vardır canım.
yağmurun suçu değildir bu.
nasıl oluyor da söz konusu olan her mevzu bizi biz olmaktan nasıl alıkoyuyorsa bazen. bu da böyledir.
bilirsin ki her sabahın bi şarkısı ve her gecenin bi kahvesi vardır.ve bu da böyledir.

yani canım,
sen kışı seviyorsun diye benim baharı sevmem yanlış değil.
yağmurun  mayısta yağması kadar doğru


güneşe gidelim *

ütopyalar yaratmanın olayı buyuk değildir, toprak kokusu rüzgara karışmışsa eger.

bugün yine iyiyim.köşedeki sokağa girip girmeme ikilemini yaşamadığımdan olsa gerek.
nasıl olsa bi bakıp çıkacaktım'larla geçiyor günler.ve günleri ne kadar seversek o da bizi öyle seviyor.
velhasılı kelam canim, güneşe gitmek için güneş olması gerekmiyor bugün,
çarşamba diye belki.
neden olmasın ki?

nonnonnon.

ihtimaller seni ters köşeye yatırmıyor canım,sen yatmak istediğinden oluyor o.
aklının bile almadığı durumlarda, aklının bile olmadığı kişilerin sözlerini dinlemektense,turuncu paketli çikolatalardan yemek bu ihtimali yok eder mesela.
iyi budur.güzel budur.
renk budur çünkü bazen.

bizim lügatımızda kötü yok canım bunun bi karşılığı olsa olsa iyi günler demen gerekirken yanlışlıkla iyi akşamlar demek olur birilerine.
bu kötüdür.

bugün kendine bi iyilik yap ve birden üçe kadar say.
üç dediğinde sadece üç demek bile sana iyi gelebilir.
sen olduğun için.


tamba tumba

dedesiz bi çocukluk zordur canım.
tutunduğun bi kaç anıyı irdeleyip durursun.
ama an gelir
tek bi şey bile ,tekrarladığı sürece iyi hissettirebilir seni.

günün birinde harfleri bi araya getirip konusmaya calısıyordum,dedemın bilincinde oldugumu bi sekilde ona göstermeye calısıyordum.
kar tanelerini anlatıyordu bana, bak birbirlerine uzaklar diyordu.
kardan adam yapınca yakın oluyorlar ama diyordum. o ısrarla temassız olmanın bazen kimya gereği mümkün oldugunu anlatırken ben ısrarla bir araya getirmeye calısıyordum.
bunu bazen kelimeler üzerinde ,ya da bazı insanların kimyalarına göre yorumluyorum şimdi.
dedem haklı.
ben bunu bilimden değil dedemden öğrenmiştim canım.


lilililerle.

şubatı sevin canım, sevin ki o da sizi sevsin.

güne nasıl başladığının aslında hiç bir önemi yoktur.yoktur çünkü, istemesen bile yaşadığın şeyler vardır.hava koşulları bir yana,
sigaranın bitmesi,son sigaranın biri tarafından içilmesi,kahvenin olup sütünün olmaması durumu.
noolmuş yani?

gözlerini açıp kapadığında farklı şeyleri görmek senin elindedir ne de olsa.
yürüyüp yorulduğunda dinlenmekte senin elindedir.
dediğim şu canım,
koşma 
ve bugün durup dururken bi kaç kere gülümse.
iki küçük an'ın bile bunun için fazlasıyla yeterli 
bunu biliyosun,

bazen demek bazen iyi bi şeydir

yollar arası mesafeler güzeldir ,
bu mesafelerdir iki kelimenin bir araya gelmesine sebep olan bazen.
ve iki kelime arası boşlukları doldurmaya çabalamaktır,
değer.
 
bugün yağmur  ve soğuktan ibaret değil canım,bunu görmek gerek
aklında varsa bi yol veya bi yolculuk
günlerden mavi aylardan mayıstır,
eğer inanmak istersen.

Camel.

büyük harflerle başlayan kelimelerinde önemi büyük olur canım.

bu öylesineydi.
öylesine olan bir çok şey gibi bir şeydi.kelimelere mana yüklemeyi veya soru sormayı sevmemiz gibi bi şeydi.
konuşmayı unutmak ,hatırlamayı unutmaktan daha iyidir her zaman
ve bir insanın bir insanı anlamak istediğinde susması gerektiği gerçeğini bilmeside öyle.
gitmesi veya gelmesi gerektiği anların elbet olacağını bekleyerek hemde.

öylesine olan her şeyin mühim olmadığı doğru değil canım.
ama büyük harflerle başlayan kelimelerin önemi mühimdir orası ayrı.


pala tute

gecesiz başlayan sabahları benimsemek gibisi yok canım.

öylece uzanıp tavanı izlediğinde orada göreceğin sadece orada gördüğün olmuyor ya hani, öyle bi an işte.
öylece yaptığın her şeyin an meselesi olan değerleri vardır,
yakalayabildiğin sürece iyisindir.aslında hep iyisindir farkında olmadan.
bir kelimenin bir çok manası olabilir evet
bir cümlenin bir çok manası olabildiği gibi.
lakin
aklından geçenlerin aklımdan geçenlerle uyuşma zorundalığı olmadığı gerçeği kadar kolay yakalayabilmek.
ve bu kadar kolay bi kahve daha içmek .

bi kelimelik cümleleri seviyoruz.

benim bir yere gittiğim yok canım, sadece şöyle bi bakıp çıkacaktım.'hayatına

bakmak ve görmek farkını yıllar önce öğrendim
son zamanlarda yıllar önce öğrendim' ile biten cümleleri çok fazla duyar oldum.
iyisi mi kalkıp bisiklet falan sürün.
çünkü efendim
güneş yerinde hala ne de olsa birileri yerinde olmasa da.
24 saatleri biriktirmek konusunda hep biriz nasılsa.
müptela.
müptelası olduğumuz şeyler alışkanlıklarımızdan öte korkularımızı taşıyor içinde bi bakıma,
bkz.bi sigara bi sigara değildir sadece.
duy ve dinle demek istemiyorum bugün
sen ne düşünmek istersen,ne yapmak istersen o olsun bugün hadi.
sen değil ben olduğum için böyle bu.



umrunda olmalı mı.

kimisinin kocaman bi bal kavanozu olur içine bi şeyler koyup rafa kaldırdığı.
benimde bi cam fanusum olsun istedim
isteyince oldu. halbuki istediğimiz her şeyin olmayacağı korkusuyla yaşıyorduk.ve bununla nefes alıp veriyorduk sürekli.

içine bi kaç cümleyle bi kaç anı attım önce.
bakıp bakıp gülüyordum,keyfim yerindeydi. birinin içine bi şey eklemesini beklemiyordum.sadece yerlerini değiştiriyordum anıların. sonra yine bakıp bakıp gülüyordum.ne fazlaydı ne eksik çünkü.onu o yapan oydu.beni ben yapan nasıl bensem.
gülmeyi severdik ve herkes hep gülsün isterdik.bu yüzden birinin gelmesine izin vermedim.
biri gelirse büyü bozulurdu çünkü.
biri dokunursa o cam fanusa,
ya alırdı içindekileri ya da 'boşversene' derdi.

ben böyle iyiyim canım.
küçük laflara büyük manalar yükleyerek sevdim yürümeyi çünkü.
sen sevmediysen sevmedin .
basit olmak işte tamda böyle bi şey.
anlamak istersen .






küçük çemberler büyük insanlar içindir

iki doğrunun sadece iki doğru olduğunu kabullenen bir dünya yaratmak zor mesele değil
nasıl doğuruyorsa gece gündüzü bu da zor değil.

bunu bilmek yeterlidir kimi zaman.
mesele kaçırdığın zamanı zaman olarak görmemekte.
görürsen şayet bi sütlü kahve bile kurtaramaz seni.
benim küfürümde budur.sevgi sözcüğümde.

mesele dünya değil canım,düzen hiç değil.
mesele
gözünü kapattığında sadece uyumak isteyişindir belkide.

sarhoş balık mısın acaba topal martı mı


bunun gibi bi şeydi söyleyeceğim şey.
bence yeterli canım.


ekvatora gidelim diyorum

gözünü kapat ve birinin elinden tut.
4 yaş halin olsun elinden tuttuğun kişi.
seni mutlaka güzel bir yere götürecek olan tek kişidir çünkü o.






dedi ki normal


saatlerimiz 19.44 ü gösteriyorsa 19.43te neler olduğunu düşünecek değiliz.
iki kere ikinin dört ettiğini bildiğimiz gibi bunu da bilmeliyiz.
 ve canım,günlerden yine bir pazar akşamıysa,salep iyi gidebilir.
hele ki tarçın seviyorsan senide birilerinin sevdiğini bilmen gerekir.

ben sana öylemi didim hacı?

ne demeden ne olduğunu anlamak istemeyi herkes biraz sever.
anlaşmak mühim mesele,eğer ki aynı dil söz konusuysa her şey aynı olmak zorunda'  diye bir şey yoktur.
e anlaşmak bazen somut olmamakla olur,bölmeden bölünmeden olur
rakı balık mı demek gerek illa?
canım iyisimi sen buzları koy demek gerek ya da
aralık diye değil .şuan bunu bi çok şeyden fazla istiyoruz diye sadece
noolmuş yani?

ışık yılı uzak değil bugün yarına. ve sen bana canım.biliyosun.
merkür kısacası tüm olanların suçlusu.
bunu da biliyosun.

şeker molekülleri

matematiği seviyor olmanın ,aranın rakamlarla iyi olduğu manasına gelmediği gibi,yazı seviyor olmanın,aranın güneşle iyi olduğu manasına gelmediğini bilirsin.
amma velakin
rüyalar uçarken güzel diyenleri bilmezsin ,
sadece seversin.


roulla mou maroulla mou.

günün anlam  ve önemini hava durumu değil aklından geçen bi melodinin göstermesi iyi olabilir.
ve sen canım,
hiç olmadığın bi yerde hiç olmadığın bir sabaha uyanabilirsin.
eğerki istersen bir yerinden yakalamayı  yaşamı ,soğuk kış ve sıcak çay bile seni mutlu edebilir.



bumba

lugatımızda çok fazla kelime olmadığından inançları kuvvetli insanlarız.
ve manasını bilmediğimiz cümlelerde olmayı bu yüzden kabul ediyoruz.

senelerden bilmem kaçtı hatırlamıyorum.bir apartman deposundan hayal evi yaratmıştık.
-biliyo musun ben görünmez olabiliyorum
-hadi ol
-şimdi gözlerini kapat
-..
-bak işte oldum
-aaa

böyle bi şekilde birinin görünmez olduğuna inanmıştım.
oysaki aynı yaştaydık,aynı çikotayı yiyip aynı oyunları oynuyorduk.ve bende onu gurup şurup üyelerinin gerçek olduğuna inandırmıştım.

eğerki gözlerini kapattığında birinin görünmez olduğuna inanıyorsan canım,
istediğin bir masalın kahramanı olmakta özgür olabilirsin.

lustral vol 2

hecelere bölünmeden yaşamayı yeğlememiz bizim suçumuz değil.
severek yaptığımız hiçbir şey suç değil.

yaşıyorum demek için yapılması gereken şeyler vardır canım.
saatleri ileri geri almadan yaşamak mesela.aynaya baktıgında kendıne bi kere gülümsemek,güne sıcak çikolatayla başlamak,bunlardan biri olabilir.
 popcorn yapıp onları ınsan figürlerine benzetmek bile yeterli olabilir.
yaşıyorum demek için  nefes alıp verme yanılgısı olmadan yaşamak gerekir.
ve en mühimi mayısı sevmek gerekir canım,mayısı sevmek gerekir.

solenzara

koşmayı değil yürümeyi seven insanlarız canım.
ve  bu sütü sevdiğimizin bir göstergesi olabilir.
gözlerimizi yavaş yavaş açıp kapatarak zamanı yavaşlatma gücümüz olduğunada inanabiliriz.
5 yaşında olmasakta 5 yaşında hissedebilme özgürlüğünede sahibiz.
 ne sen ne de ben canım, gökyüzüne baktığımızda aynı şeyi göremesek de bunu biliriz.
çünkü yürümeyi sevdiğimiz kadar susmayıda severiz.

bugünlük bu kadar demek kadar saçma bi şey daha yok.


'küçük ışıklar çok uzaktan da görülür'

susmak konuşmaktan daha kolay olabilir canım.
ve yazmak susmaktan.

aynı kelimenin iki farklı manası olabiliriz diyordum günün birinde. günün birinde ne olacağını bilmediğimiz şeyler üzerine konuşup duruyorduk.
kafam çok dağınık bugünlerde ve şarkıları insanlardan daha çok sevdiğimizi bilmek iyi hissettiriyor sadece.
kimse bana 'günaydın' demedi henüz.belki bu yüzdendir,tüm olanlar.

noolsun.

bende iyiyim.
aylardan aralık günlerden yine salı.
pek bi salı bugün,güneş görünüyor ama rüzgar yinede üşütüyor.
gördüğün her şeye inanma deseler de ben inanmayı tercih edenlerdenim.
hepsi olduğu gibi hiç değilse canım,
güneş bana sıcağım demiyor ,sadece bugün ben geldim çünkü beni görmek istediğini biliyorum diyor.

noolmuş yani?


hazineler mühimdir

dedemin bana aldığı bir kumbaraydı söz konusu olan ve verirken sarfettiği tek bir cümle.
'bak,bu senin hazinen'
çizgi film izlerken duymuştum bu kelimeyi.aklıma ilk gelen ,görsel algıdan dolayı oluşan altınlar ve incilerdi.oysa onların altın ve inci olduğunu bilmiyordum bile.niye beni bu mutlu etsinki dedim.şimdiki hazinemin aslında bambaska seyler oldugunu farkettım.mesela o kumbaranın üzerinde kocaman kırmızı kalp resmi ve onun içinde yer alan gülen bir yüz.
alacağın olsun dede ,daha yeni anlıyorum bunu.
bana el sallıyor oldugunu bilsemde,
bu yaptığını affedermiyim bilmem.
bunu elbet anlayacak olduğumu bilmen güzel yinede.

lustral vol 1

pazar günlerini sevin.çünkü bizi güvende hissettirirler.

'his' kelimesinin manasını küçükken öğrenmiştim.yazmayı yeni öğrendiğim zaman kurduğum bir cümlede geçiyordu harf harf. kulağa hoş geldiği için olur olmaz yerde kullanıyordum.bunu her cümle içinde kullandığımda yüzümde şapşal bir ifade yer alıyordu.evet güzel oldu diyordum kendi kendime. yüzümdeki tebessüme bağlamıştım bunun manasını. küçükken kaç yaşındaydın diye sorulan soruları göz ardı etmeden cevaplamam yanlıştı belkide.

pazar günlerini sevin canım.
biraz kahveyle birlikte bizi güvende hissettirdikleri benim uydurmam değil ; gezegenlerin birbirlerine olan hisleri kadar gerçek bir şeydir.


monologlar güzeldir dedim ve

üzerine bi sigara daha yaktım uyandığımda.
bir kağıt bir kalem yeterince yeterli oldu.hadi sonsuz bi kelime söyle dendiğinde sonsuz demenin yeterli olacağını düşündüğümden oluyordu tüm bunlar.
 bugün biraz yorgunum canım. susturamadığın seslere gülmesini bilmeyi öğrendim sanıyordum sadece.

bla bla bla

kaybolmak istediğimizde battaniyemizin altına girmemiz yeterlidir efendim.labirentlere gerek duymadan.
labirente gerek duymak kahvenin sütle içilmesi gibi bi şey sanırım.
bence öyle,eğer gülümsüyorsan sencede öyle.

günlerden kardan adam

 ve milyonlarca kardan adam yapmak için yeterince kar var.
süslü harflere gerek yok bugün.yeterince beyaz yeterince temiz gökyüzü.
akıl oyunlarını düşünmektense bi kokuya tutunabilir insan ,hayatında.
sarılmayı sevdiğimizden oluyor tüm bunlar.
bugünlük ben buyum ya sen canım?

iksir yapmayı öğrenmek hiçte zor değil

çünkü possible.
gözünü kapatıp gökkuşağına dokunmayı nasıl hayal edebiliyorsan bunu yapmayıda öğrenebilirsin canım.
kelimelere çok fazla anlam yüklemeyi seven insanlar olduğumuzdan ya da olmadığımızdan böyleyiz sanırım. 
kısa cümleleri seviyoruz.iksir yapmayıda öyle


gözlerim mi benden büyük acaba

bugün günlerden mavi. maviyi seviyorsan sorun yok canım.
en kötü maviyi sevmezsin olur biter.

günlerden ben

seni beni besleyen şeydir biraz müzik ve kahve.
çok soru sormamalı bu yüzden,uzun cümleler kurmamalı.
bazen bi melodi yaşama bağlar seni bazende bi kelime.

ve yaşadığını hissetmen için bi damla yağmurun bile sihri vardır aslında.
gör ve duy.
duy ve dinle bugünlük.

bilmukabele canım

saate baktığımızda sadece saati görmemiz gerekir.
ve 6 kelimelik bir cümleyle yetinmeyi bilmemiz gerekir.



brif braf bruf

mühim olan bunu anlayabilmek canım.
gülümsemek için yol kat etmek gerekmiyor ne de olsa.hiç tanımadığın birine brif braf bruf diyebilmekte tüm mesele veya gülümseyip gitmekte bazen.





lalalala

öyleyse hadi bana bi hikaye anlat.
içinde insanların olmadığı türden.rüzgar çalsın yağmur şarkı söylesin mesela.
beceremiyorum hikaye yaratmayı veya bir hikaye olmayı.
böyleyim işte, hangi renge boyarsan boya o olurum.amma velakin siyah hariç.
amma velakin demişken, bu kelimeyi severim, bu sarkıyıda.

günaydın.

gün dediğin sıcak çikolataya benzer efendim .bi yudumda bitirmeye kıyamayız bazen.

tik tak.

mevsimsel değişiklikler dengesiz hava koşulları.
velhasılı kelam zaman,
kum tanesi falan değil, o kadar düşünmemeli.sağ eline kahveni alıp sol el ile sigaranı içmeli.

naber?

ben iyiyim.çünkü bugun günlerden salı.salı olduğu içinde iyi olabilir insan aslında.
mevsimlerden mayıs değil ama mayıs edasıyla bakıyorum gökyüzüne.
daha yeni bi nefes ve daha taze bi renk bulmak için belkide.
uzun lafın kısası canım, 
bugün günlerden salı ve saat 10.58.
güzel olan bu sadece.